Kategoriler
ArÅŸiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | ||||||||||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | |||||||
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | |||||||
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | |||||||
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | |||||||
E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 9 oy)
Yazar, öncelikle gerçek bilim ve sahte bilim karşılaÅŸtırması yaparak, gerçek bilimin hurafelerden arındırılması gerektiÄŸini vurgulamış. ÖrneÄŸin, insanların batıl inanışlar doÄŸrultusunda sanıldığı gibi topraktan deÄŸil de; karmaşık atom yapılarından oluÅŸtuÄŸunu biliyor olmamızı bilimin bugün ulaÅŸtığı noktaya borçlu olduÄŸumuzun; eÄŸer bilim ve teknolojiyle barışık yaÅŸayıp, onun nimetlerinden en iyi ÅŸekilde faydalanmayı ve onu lehimize kullanmayı öÄŸrenirsek, hayat standartları yüksek, rahat ve mutlu bir yaÅŸam sürdürmemizin kaçınılmaz olduÄŸunu açıklamıştır.
Dünya dışı varlıklar konusunda bir çok kiÅŸi tarafından görüldüÄŸü iddia edilen uzaylıların tarifi yapılırken "kocaman bir kafa, iki kol, iki bacak ve iri gözler" ifadesi kullanılır. Peki fizik ve mühendislikte, yıldızlar arası uzaklıkları aÅŸabilecek, duvarlardan sızabilecek kadar ileri varlıklar, biyolojik yapıda neden öylesine geri olsunlar? Veya neden bir kaç yumurta ve sperm çalıp genetik ÅŸifremizi okuduktan sonra canlarının istediÄŸi gibi bizlerde deÄŸiÅŸlik yapıp, istedikleri kadar kopya üretmiyorlar? Yıldızlar arası yolculuklar yapamayan, duvarlardan sızamayan biz insanlar bile hücre kopyalama becerisine sahibiz. Tabii olayın bir de diÄŸer yönü var. Aralarında polis memurlarının, ticari uçak pilotlarının ve askeri personelin de bulunduÄŸu bir çok insan uçan daireler görmekteydi fakat bunlara karşılık alaylı iÄŸnelemeler dışında, iddialarına karşı geliÅŸtirilmiÅŸ savlar yoktur.
Kitapta, tutkuyla savunulan bir sürü iddianın sonuca ulaşılamadan çürüyüp gittiÄŸi açıklanarak gerçek öÄŸrenilmeden önce "Samanyolu'nun yıldızlardan deÄŸil, kar toplarından yapılı olduÄŸunu savunan Hans Hörbiger " örneÄŸi ve daha pek çok örnek verilmiÅŸ. Sonuç olarak insanın sık sık yanılgıya düÅŸebildiÄŸi göz önüne alındığında, uçan dairelerin de baÅŸka açıklamalarının olabileceÄŸi ifade edilmiÅŸtir.
Bazı insanların "UFO" konusundaki kolay inanılırlığının önemli bir nedeninin de, halkın refahı ve ulusal güvenliÄŸin söz konusu olduÄŸu durumlarda yalan söyleyebilen hükümete karşı insanların haklı güvensizliÄŸi ve bir çok diÄŸer konuda uyguladığı sessiz kalma ya da yalana baÅŸvurma politikası düÅŸünüldüÄŸünde, Hükümetin böyle bir konuya sansür uygulamayacağını, önemli bilgileri yurttaÅŸlarından asla saklamayacağını iddia etmenin güç olduÄŸuna deÄŸinilmiÅŸtir.
Bir de olaylar takip edilerek ÅŸu gerçekçi çıkarım elde edilmiÅŸ: Mars'ta herhangi bir canlı izine bile rastlanmadığı Viking 1 ve 2 uzay sondalarıyla ispat edildikten sonra Marslı öykülerinin daha az duyulduÄŸu yani hiç bir bilimsel veriye dayanmayan bu öykülerin yeni bulgu ve bilimsel gerçekliklere göre söndüÄŸü, yok olup gittiÄŸi gözlemlenmiÅŸtir.
Bilim, eski zamanlar da büyük korkuya neden olan hayaletleri ve cadıları azımsanamaz bir çoÄŸunluÄŸun inanışlarından çıkarmışsa da bugün; onların yerini aynı iÅŸleve sahip uzaylılar almıştır.
1960'ların başında Sovyet gökbilimciler CTA-102 ismini verdikleri uzak bir cisimden yoÄŸun radyo dalgaları aldıklarını söylemiÅŸlerdi. Büyük sansasyon yaratan bu açıklamadan sonra uzaylıların ziyaretleri beklenmiÅŸti. Ancak bu cismin bugünkü adı Kuasar'dır. Terapistlere göre insanların deÄŸiÅŸiklik arayışları düÅŸgüçleriyle birleÅŸtiÄŸinde ordaya etkileyici ve gerçekdışı bir sürü uzaylı hikayeleri çıkıyor.
Bilimde kiÅŸilerin sözleri kanıt deÄŸeri taşımaz fakat kanıtın yokluÄŸu, yokluÄŸun kanıtı deÄŸildir. Kanıtı bulma zorunluluÄŸuda tabii ki, iddia sahiplarine düÅŸüyor. Aksi takdirde iddiaların doÄŸru olarak kabul edilmesini istemek onları birer hurafe olmaktan öteye götüremez.
Bilim kendisinin ve ürünlerinin ahlaki açıdan tarafsız, iyiliÄŸe olduÄŸu kadar kötülüÄŸe de hizmete hazır olduÄŸu gerekçesiyle saldırıya uÄŸrar fakat bu sorun bilimden çok insan doÄŸası ile ilintili sayılmalıdır.
Bilimin özünde, görünüÅŸte çeliÅŸik iki tutum arasındaki temel denge yer alır: Ne denli garip ya da mantıksız olursa olsun tüm yeni görüÅŸlere açık olmak ve eski veya yeni tüm görüÅŸleri acımasızca kuÅŸkuculuk süzgecinden geçirmek. Bu iki düÅŸünce kalıbının düzeyli karışımı, bilimin baÅŸarısında esastır.
Yazar eÄŸitim konusunda, öÄŸrencilere bilgilerin eksik yada yanlış verildiÄŸini düÅŸünüyor, örnek olarak ta; okullarda, evrim konusuna girmeden bitki ve hayvan türlerinin; yok olan sözcükler ve kullanıma giren yeni terimler verilmeden ingilizcenin; elementlerin nereden geldiÄŸine boÅŸ verilerek kimyanın öÄŸretilmesini gösteriyor.
1992 Ekiminde bugüne deÄŸin gerçekleÅŸmiÅŸ en güçlü, en kapsamlı ve en umut vaat edici dünyadışı zeki yaÅŸam arayışı (SETI) 'nın baÅŸlatıldı. 10 yıllık bir süreçte tüm gök üstün bir duyarlılıkla ve çok geniÅŸ frekans aralığında taranacaktı. Samanyolu Gökadası'nı oluÅŸturan 400 milyar yıldızdan herhangi birinin gezegeninden bize radyo mesajı gönderiliyorsa, onları duyma ÅŸansı vardı artık fakat sadece 1 yıl sonra, Meclis fiÅŸi çekiverdi. SETI çok önemli deÄŸildi; yararları sınırlıydı; çok pahalıydı ve bunungibi bir sürü mazeret öne sürüldü. Oysa, insanlık tarihindeki her uygarlık, kaynaklarından bir kısmını evren hakkında derin soruları araÅŸtırmaya ayırmıştır; yalnız olup olmadığımızdan daha derin bir soru düÅŸünmekte zor. Üstelik SETI tüm bilim çevrelerince destekleniyordu ve popüler kültürde yer etmiÅŸ bir merakı da giderebilirdi. İşte bu örnek bilimin önüne konulan saçma engellerden birini daha açıklamaya yetiyor.
CARL SAGAN'ın
Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı adlı kitabından





Astronomi


